Mr. Prof. Dr. Mustafa Öztürk
(Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı):

Hava Kalitesi Projesi Kick-Off Toplantısı Konuşması


Sayın Müsteşarım, değerli misafirler,

Ben Türkiye’yi biraz özetledikten sonra bu projeden beklentilerimizi size kısaca aktaracağım.

Öncelikle ülkemizdeki hava kalitesi değerlerinin fevkalade kötü durumda olduğunu belirtmek istiyorum. Avrupa Topluluğu normları ile bizim ülkemizin çeşitli illerini karşılaştırdığımız zaman ciddi sorunlarla karşılaşıyoruz. Bu kirlilik kaynaklarını değerlendirmeye aldığımız zaman karşımıza çıkan ciddi problemlerden birinin ısınma kaynaklı yakma sistemleri ve yakıtlar olduğunu görüyoruz. Bu sebeple kış ayları geldiği zaman büyük şehirler başta olmak üzere yoğun bir şekilde hava kirliliği ile karşı karşıya kalıyoruz. Sanki 1950’lerin İngiltere’sinden manzaralar oluşuyor. Bazı illerimizde özellikle de Ekim - Kasım ayları ile Mart - Nisan aylarında ciddi bir şekilde “inverzyon” dediğimiz olaylar gerçekleşiyor, yani meteorolojik şartların hava kalitesini daha kötüleştirici ortamlar oluşuyor. Bu da kirliliğin seviyesinin daha fazla artmasına neden oluyor. Dolayısıyla bu eşleştirme projesi çalışması içerisinde ısınma kaynaklı kullanacağımız yakıt kalitesini çok sağlıklı bir şekilde tanımlamamız gerekiyor. Neleri kullanacağız, ne özellikte kullanacağız ve neler olması lazım, bunların net olarak ortaya çıkması gerekiyor.

Bir başka konu ise bizde hala 1950’li yılların yakma sistemlerinin kullanılması, biz hala kapıcılarımızı eğitiyoruz. Kapıcılarımızı eğiterek havamızı temiz tutabileceğimize inanan bir ülkeyiz. Yani yanlış bir kazan var, yanlış bir yakma sistemi var ve biz bu yanlış yakma sistemi ile insanları eğitirsek havamızı temizleyebiliriz sanıyoruz. Bunun düzenlenmesi gerekiyor, hava kalitesi değerlendirilmesinde bunun mutlaka dikkate alınması gerekiyor. Demek ki yakma sistemlerimizde kaliteli şartlar, emisyonu minimize edici yakma sistemlerinin devreye girmesi gerekiyor.Yani bir noktada biraz önce Profesör Jarass’ın da belirttiği gibi mutlak surette emisyon bazında ciddi düzenlemeler yapmamız gerekiyor, emisyon bazında düzenlemeler yaparken kullanılan yakıtlardan yakma sistemlerine varıncaya kadar düzenleme yapmamız gerekiyor. Birde tabi bunların alıcı ortama verildiği zaman alıcı ortamın havasını hangi seviyeye getirdiği yani hava kalitesi değeri ile de ilgili İngiltere’nin, Amerika’nın gibi ülkelerin uyguladığı alan kaynaklı hava kalitesi değerinin de değerlendirmeye alınması gerekmektedir.

Isınma kaynaklı kirleticileri, yakma sistemlerini, yakıtları kimin nasıl, ne şekilde denetleyeceğinin bu çalışma işlemi esnasında belirlenmesi gerekmektedir.

İkinci öncelikli önemli konularımızdan biri ise ulaşımdan ileriye gelen kirlilik.
Ulaşıma geçmeden önce, 1986 yılında hava kalitesinin korunması yönetmeliğinin yürürlüğe girdiğini belirtmek istiyorum. Yürürlüğe giren yönetmelik Alman TA Luft’un tercümesi, fakat bu yönetmelik bazı Sanayi kolları hariç doğru dürüst uygulanamadığı için biz Çevre ve Orman Bakanlığı olarak bu Yönetmeliği 4 parçaya ayırdık;


1- Endüstriden gelen kirliliğin kontrolü Yönetmeliği (bu yayınlandı)
2- Isınmadan gelen kirliliğin kontrolü Yönetmeliği ile ilgili Yönetmelik (buda bitti, bugünlerde resmi gazeteye gönderiliyor)
3- Ulaşımdan ileriye gelen kirlilikle ilgili kontrolün Yönetmeliği

Şunu da ulaşım konusuna gelmişken özellikle belirtmek istiyorum, bizdeki sıkıntı yakıt kalitesi konusunda. Yani nedir, kaliteli benzin, kaliteli motorin ve kaliteli fuel oil konusunda sorun var.

Ülkemizde %3,5 ile %5,5 oranında fuel oil hala üretiliyor ve bu da kullandırılıyor ise, o zaman bizim baca gazı arıtma tesisleri kurdurmamız lazım. Düşünün bütün evlerin bacasına 3,5 oranında kükürt içeren fuel oil kullandırıyorsunuz ve baca gazı arıtma tesisi önereceksiniz, olacak iş değil bu. O zaman bu sistemde mutlaka geleceğe dönük projeksiyonların da ortaya serilmesi lazım. Bunun sonucunda ise ilgili firmalar artık %1 kükürt içeren fuel oil üretmeye başlamaları lazım. Bunun belli olması lazım. Aksi takdirde sonuca sağlıklı olarak gitmemiz mümkün olmuyor.
Yine diyoruz ki motorin çok kaliteli olmalı, Avrupa Topluluğu normlarında olmalı. Olmazsa motorinin içerisindeki kükürt ciddi bir şekilde hem morun tahribatına hem emisyonun artmasına neden oluyor.
Herhalde yabancı misafirlerimizin Halk otobüsleri ile Belediye otobüslerimizin egzozlarının fabrika bacası gibi tütmeleri dikkatlerini çekmiştir. Bunun ana sebeplerinden biride yakıtın kalitesiz olması. Kaliteli yakma sistemi var motorda ama yakıt kalitesizliğinden dolayı sistemin çözüme ulaşmasında sıkıntı çekildiğini özellikle belirtmek istiyorum. Aslında bu araçlar trafiğe çıkarken uluslararası normları yani Avrupa Topluluğu’nun normlarını sağlıyorlar, fakat kalitesiz yakıt ve denetimsizlikten ötürü durum ortada. Peki, bu araçların işletme esnasında denetimi, kontrolü nasıl yapılacak? Bu Proje kapsamındaki çalışmalarımızda bunun özellikle belirtilmesinde ve ortaya çıkartılmasında büyük yarar olduğu düşüncesindeyim.

Diğer önemli sorunlarımızdan biri ise Sanayi Tesisleri. Sanayi Tesisleri ile ilgili Yönetmeliğimiz aslında Profesör Jarass’ın üzerinde durduğu iki konuyu da kapsıyor. Bizim Yönetmeliğimize göre; bacadan çıkan kirliliğin emisyon sınırı belli ve bu sınırı aşacak derecede kirlilik yaratacaksa bu tesisin kurulmasına izin vermeyiz. Veriyorsak da diğer tesislerin hepsinde kirliliğin aşağı çekilmesi için gerekli düzenlemeleri ve şartları devreye sokarız. Aksi durumda bölgenin alabileceği, kabul edebileceği limitlerin üzerinde kirletici verildiği zaman ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Yine burada bizim temel sorunlarımızdan biri de Termik Santraller. Bugünlerde yaşadığımız bir örnek ise Yatağan Termik Santrali’dir. Bu tesislerin çoğunda kullanılan yakıt kalitesinden ve baca gazı arıtma sistemlerinin yeterli olmamasından dolayı o bölgelerde ciddi hava kirliliği sorunları yaşanabiliyor. Bu sorunların da bu çalışma çerçevesinde özellikle net olarak ortaya serilip bu tesisler durdurulacak mı, kapatılacak mı, kim nasıl denetleme yapacak net olarak belirlenmesinde yarar var.

Bazı Yönetmeliklerimizde ve kanunlarımızda Çevre Bakanlığı’nın denetleme yetkisi var, örneğin şu andaki mevcut Çevre Kanunumuza göre denetleme yetkimiz var ama ceza ve kapama yetkimiz yok. Özellikle Hava Kalitesi ile ilgili yapılacak yasal düzenlemelerde bunların da mutlaka göz önüne alınmasında yarar olduğu düşüncesindeyim.

Çek Cumhuriyeti, Polonya, Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerde bu tarz projeler yürütmüş, tecrübeli bir ekiple bu projeyi gerçekleştirmek bizim açımızdan büyük bir şans ve bitiminde olumlu sonuçlar alınacağı kanaatindeyim.

Çalışmaların başarılı geçmesini diliyor ve bunun için elimizden geleni yapmayı taahhüt ediyoruz. Biz diğer kurumlardan da Bakanlığımızdan da ne kadar, ne tür veri var ise, alıp bu projeyi yürütücü taraflara vermek ve onları birlikte değerlendirmek niyetindeyiz.

Türkiye’nin 3 tane temel sorunu var.
1-Hava Kalitesi (en önemli sorunu Türkiye’nin)
2-Katı Atık
3-Atık Su

Birincisi hangisi dediğimiz ve Türkiye genelinde illeri değerlendirdiğimiz zaman 54 ilden gelen değerlendirmeye göre Hava Kalitesi sorunu birinci sırada gelmektedir.

Bu projenin başarılı geçmesi dileği ile hepinizi saygıyla selamlıyorum.